Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1098 E., 2018/283 K. Kararı: Hükümden Önce Son Söz Sanığındır

Ceza Hukuku · Ceza Muhakemesi Hukuku · Yargı Kararı

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hazır bulunan sanığa hükümden önce son söz verilmemesini savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirerek hükmü bozmuştur. Bu sayfada kararın künyesini, gerekçesini ve tam metnini bulabilirsiniz.

Karar Künyesi

  • Mahkeme: Yargıtay Ceza Genel Kurulu
  • Esas / Karar: 2017/1098 E. / 2018/283 K.
  • Müzakere (karar) tarihi: 12.06.2018
  • Konu: Kasten yaralama; hükümden önce son sözün sanığa verilmemesi
  • İlgili madde: 5271 sayılı CMK m. 216/3 (Delillerin tartışılması)
  • Sonuç: Hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulması (oybirliği)

Son Söz Hakkına İlişkin Kararın Konusu ve Gerekçesi

Kasten yaralama suçundan verilen beraat hükmünün Yargıtay 3. Ceza Dairesince bozulması üzerine yerel mahkeme bozmaya direnmiştir. Direnme kararına konu 25.02.2016 tarihli oturumda sanığa son sözü sorulduktan sonra sanık müdafiinin tekrar beyanı alınmış ve hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşma bitirilmiştir. Ceza Genel Kurulu, CMK’nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” düzenlemesine dayanarak, son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralının emredici nitelikte olduğunu, bu kurala uyulmamasının kanuna mutlak aykırılık oluşturduğunu ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğunu belirtmiş; hükmü, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin oybirliğiyle bozmuştur.

Savunma Hakkı Bakımından Belirleyici Tespitler

  • CMK’nun 216. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.
  • Son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici niteliktedir; bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturur.
  • Sanık müdafiinin tekrar beyanı alınarak hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşmanın bitirilmesi, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
  • Kural, “kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği” ilkesinin doğal bir sonucu olarak bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da aynen geçerlidir.
  • Bu aykırılık, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilir.

Kararın Gerekçesinin Aşamaları

Yargılama süreci

Kasten yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin Turhal 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.12.2012 gün ve 16-531 sayılı hükmü, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 13.04.2015 gün ve 7013-12931 sayılı kararıyla delillerin takdir ve değerlendirilmesinde hataya düşülerek beraat kararı verildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yerel mahkeme, 25.02.2016 gün ve 213-112 sayılı kararıyla bozmaya direnmiş; direnme kararına konu hüküm de temyiz edilmiştir. 3. Ceza Dairesi, 16.10.2017 gün ve 1964-12901 sayılı kararıyla direnme kararını yerinde görmeyince dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmiş ve Ceza Genel Kurulunca karara bağlanmıştır.

Uyuşmazlık

Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığına ilişkin olsa da Ceza Genel Kurulu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, sanığın hazır bulunduğu oturumda hükümden önceki son sözün sanık müdafiine verilmiş olmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığını değerlendirmiştir.

Dosyada tespit edilen durum

Bozmadan sonra yapılan yargılamada, direnme kararına konu hükmün verildiği 25.02.2016 tarihli oturumda sırasıyla sanık ve müdafiine bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş, ardından sanığa son sözü sorulmuş; sonrasında müdafiin tekrar beyanı alınarak hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşma bitirilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesi

5271 sayılı CMK’nun “Delillerin tartışılması” başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” düzenlemesi yer almaktadır. Savunma hakkı sanığın en önemli haklarından biridir; hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici niteliktedir ve bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturur.

Yürürlükten kaldırılmış 1412 sayılı CMUK’nun 251. maddesinin son fıkrasındaki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.

Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra yargılamaya devam olunduğunda dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, “son sözün sanığa verilmesi” kuralı, “kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği” ilkesinin doğal bir sonucu olarak bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da aynen geçerlidir. Bu kurala uyulmaması, savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilkesine ve CMK’nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil eder ve temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilir.

Karar gerekçesinde Kunter-Yenisey-Nuhoğlu ile Ünver-Hakeri’nin öğretideki görüşlerine yer verilmiş; hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesinin ittifakla benimsendiği belirtilmiştir.

Sonuç

Bozmadan sonraki yargılamada sanık ve müdafiinden bozmaya karşı diyecekleri sorulup sanığa son sözü verildikten sonra sanık müdafiinin tekrar beyanı alınarak son olarak söz hakkı hazır bulunan sanığa tanınmadan yargılamanın bitirilmesi suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK’nun 216/3. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğundan, Turhal 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 gün ve 213-112 sayılı direnme kararına konu hükmü, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMUŞ; dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verilmiştir.

İlgili kanun maddesinin metni için CMK Madde 216 sayfasına bakabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Hükümden önce son söz kime verilir?

CMK’nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. Ceza Genel Kurulu, son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralının emredici nitelikte olduğunu belirtmiştir.

Sanık müdafiinin tekrar beyanı alındıktan sonra sanığa söz verilmeden duruşmanın bitirilmesi hukuka uygun mudur?

Hayır. Karara konu olayda sanığa son sözü sorulduktan sonra müdafiin tekrar beyanı alınarak hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşma bitirilmiş; Ceza Genel Kurulu bunu CMK’nun 216/3. maddesine açıkça aykırı bulmuştur.

Son sözün sanığa verilmemesinin sonucu nedir?

Karara göre bu durum savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur ve kanuna mutlak aykırılık oluşturur; temyiz incelemesinde hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilir.

Bu kural bozmadan sonraki yargılamada da geçerli midir?

Evet. Karara göre “kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği” ilkesinin doğal bir sonucu olarak son sözün sanığa verilmesi kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da aynen geçerlidir.

Kararın Tam Metni

Yargıtay Ceza Genel Kurulu · 2017/1098 E., 2018/283 K.

Mahkemesi: Asliye Ceza

Kasten yaralama suçundan sanık ...'ın beraatine ilişkin Turhal 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.12.2012 gün ve 16-531 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 13.04.2015 gün ve 7013-12931 sayı ile;

“...Şikâyetçinin aşamalarda değişmeyen anlatımı ile uyumlu doktor raporu, oluş ve dosya kapsamına göre, sanığın mahkûmiyeti yerine delillerin takdir ve değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 25.02.2016 gün ve 213-112 sayı ile bozma kararına direnmiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2017 gün ve 373721 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik CMK'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 16.10.2017 gün ve 1964-12901 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, sanığın hazır bulunduğu oturumda hükümden önceki son sözün sanık müdafiine verilmiş olmasının, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından; bozmadan sonra yapılan yargılamada, direnme kararına konu hükmün verildiği 25.02.2016 tarihli oturumda, sırasıyla sanık ve müdafiine bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra sanığa son sözünün sorulduğu, ardından müdafiin tekrar beyanı alınarak hazır bulunan sanığa son söz verilmeden duruşmanın bitirildiği anlaşılmaktadır.

1412 sayılı CMUK'nun 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nun "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup, hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup, bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.

Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 251. maddesinin son fıkrasındaki; “Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.

Temyiz merciince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nun 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.

Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada sanık ve müdafiinden bozmaya karşı diyecekleri sorulup, sanığa son sözü verildikten sonra sanık müdafiin tekrar beyanı alınarak son olarak söz hakkı hazır bulunan sanığa tanınmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK'nun 216/3. maddesine açıkça aykırılık oluşturduğundan, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılık nedeniyle yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Turhal 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 gün ve 213-112 sayılı direnme kararına konu hükmünün, hükümden önce son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Karar metni, yargı kararı olarak bilgilendirme amacıyla yayımlanmıştır; kararda yer alan kişi adları kaynakta anonimleştirilmiş olarak bulunmaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir dosya için hukuki görüş veya danışmanlık yerine geçmez.

← CMK Madde 216 sayfasına dön  ·  Ceza Hukuku